Powered By Blogger

GİRİŞ

Düşüncelerim,benim hayatım için seçtiklerim ve değiştirmenin yolu da kabullenmek, herşey için öncelikle şükretmek...
Kocaman bir evren kollarını açmış kucaklamak için bizi bekliyor.
Ve emin olun ki dünya hepimizin etrafında dönüyor...
Belki farkındasınız belki de değilsiniz ama gerçek bu!
Düşüncelerimiz ne ise biz o’yuz...
Yani bugün yaşadıklarınız, geçmişte kendiniz için düşündüklerinizin toplamı!
Gelecekte yaşayacaklarınız ise bugün ki düşünceleriniz ile şekillenecek tabii ki.
Bugün sahip olduğunuz herşeye şükrettiğiniz, teşekkür ettiğiniz ve istemeye devam ettiğiniz sürece...
Sahip olduğumuz(düşünce gücüyle)enerjiyle, olumlu ya da olumsuz düşündüğümüz her şeyi hızla hayatımıza çekiyoruz...
Ve çok ilginç insan bedenindeki enerji miktarı yaşadığı şehri(ne kadar büyük olursa olsun) bir hafta boyunca aydınlatacak kadarmış.
Şimdi geçmişe şöyle bir baktığımda içsel anlamda bunu bildiğimi fark ettim ve farkında olmayarak kullandığımı.
Ama önemli olan farkında olmak dolayısıyla hatırlamayı hatırlamak...
Şimdi farkındayım!

Ömer Sabri KURŞUN

Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma!Taşıyamazlar,kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar, utandırırlar...
Üç çeşit dost vardır;birincisi ekmek gibidir her zaman istersin.İkincisi ilaç gibidir lazım olunca ararsın.
Üçüncüsü mikrop gibidir o gelir seni bulur.
*****
Karıncaya sormuşlar; '' nereye gidiyorsun?'',
'' dostuma'', demiş.
''Bu bacaklarla zor'' demişler.
Karınca; '' olsun, varamasam da yolunda ölürüm'' demiş...
Yolunda ölünecek dostlara...


https://kursunsabriomer.blogspot.com
Çeşit çeşit insanlar yanıltmasın sizi;
yalancılar, dürüstler, düz insanlar, zorbalar..
Gülümseyen kalpler arayın, az da olsa etrafı tarayın.
Gözlere mi sakın ha aldanmayın, sözlere hele hiç kanmayın.
Haydi rast gele...
Ş A N S I N I Z A...

27 Şubat 2009 Cuma

Biliyorum okumayacaksın......



http://kursunsabromer.blogspot.com/
Biliyorum okumayacaksın, ama yine de yazıyorum.
Okumayacaksın, çünkü göndermeyeceğim. Belki masamın çekmecesinde, belki giymediğim bir gömleğin cebinde bulacaklar yıllar sonra. Kimi aşk mektubu diyecek,kimi umut dolu bir mektup...
Kimi cümlelerin içtenliğine bağlanacak, kimi soruların sertliğiyle irkilecek...
Eski bir kâğıt olacak şu an elimde tuttuğum kâğıt şüphesiz. Bazı harfler okunmayacak,bazı soru işaretleri de öyle. Kimi sorularım yargı gibi anlaşılacak. Kimi noktalarım da silinecek.
Bitmemiş cümleler kalacak yıllar sonra, bugün
bitirdiğimi sandığım pek çok hatıradan geriye...

Seni mutlaka merak edecekler. Seni suçlayanlar çoğunlukta olacak. Benim kendimi suçlayan ifadelerimden bile bana acıyan çıkacak. Senin güzel olduğuna hükmedecekler hemen. Güzel değilsen bile alımlı olduğunda hemfikir kalacaklar. Seni sevdiğimi tartışmayacaklar bile. Ama senin beni sevip sevmediğin konusunda birbirlerine girecekler.

Sen okumayacaksın, ama okuyacakmışsın gibi yazıyorum yine de.Okumayacaksın, çünkü göndermeyeceğim.Yazdıktan sonra yırtıp atmayı da düşünmüyor değilim.Yakmak, aklımdaki bir başka çözüm.Ama hayır,saklayacağım.Okumayacak olsan da kelimelerimi sevdiğini biliyorum. Sevdiğin için,benim sana birşeyler yazdığımı hissedeceğini biliyorum.Ben yazarken içinin ürperdiğini,gülen yüzünün hüzünlendiğini, konuşan dilinin suskunlaştığını,aklının karıştığını,kalbinin küt küt attığını hissediyorum. Belki sırf bu yüzden yazıyorum.Yazmıyorum da sanki sana dokunuyorum. Sanki kâğıdı katlamıyor,sana sarılıyorum.Mektubu saklamıyorum da sanki seni unutmaya çalışıyorum.

Hayır,okumayacaksın.Okumayacaksın çünkü göndermeyeceğim.Göndermeyeceğim, çünkü adresin yok.Belki postacıya tarif etsem bulur seni.Ama önce beni çok iyi tanıması gerek.Benim de onu.Tanıması yetmez anlaması da şart.Benim de onu.Benim için senin ne anlam ifade ettiğini iyi bellemesi gerek. Bellemeli ki seni bulabilsin. Bellemeli ki seni bulmak ayaklarını yormasın,aklını usandırmasın. Ama göndermeyeceğim bu mektubu.
Okumayacaksın.

Bu mektubu göndermeyeceğim.Çünkü sahibini bilmiyorum.Seni seviyorum ama kimsin bilmiyorum.Ne yüzünün şekli,ne sesinin tonu,ne oturduğun evin manzarası.
Hangi vurguyla çıkar ağzından sevgin ve öfken?
Hangi renkleri seversin?
Yemek önüne gelince elin gayri ihtiyari tuzluğa gider mi?
Bulmaca çözerken en çok hangi soruda takılırsın?
Büyüyünce ne olacağını söylemiştin küçükken?
Telefon gelince koşar mısın?
Mektup alınca ne hissedersin?
Seni korkutan bir kapı zilinin sebebi olmak istemem.

Hayır göndermeyeceğim.Bu mektubu okumayacaksın.Çünkü ben ne istediğini bilmeyen biriyim. Ayaklarım yere sağlam basmaz asla.Kararlılıklarım yoktur,asla ama asla diyeceğim prensiplerim de. Kalabalıklar içerisinde kolay seçilmem.Kütüphanelerin en dikkat çekmez kitabıyımdır. Bazen öyle korkak, bazen öyle sıradan, bazen öyle ufak tefeğimdir ki...farkedemezsin beni.

Bu mektubu göndermeyeceğim.Çünkü ben yokum.

Göndermeyeceğim... Çünkü sen de yoksun!




Düşlerimde kaldı sevdam...



http://kursunsabriomer.blogspot.com

Gökyüzü zifiri karanlıkken,pembe bir dünyada elele bu sevdanın içindeydik senle…
Ve birlikte sonsuz olmaktı temennimiz.
Çocuksu düşlerimiz vardı,sadece ikimizin olduğu…
Zamanda uzun,yaşamda kısa olan bu aşkta;
En güzel sevinçleri,en güzel anıları paylaştık,sevdaya dair çok şey öğrendik. Sevmeyi,gülmeyi ve terk etmeyi öğrettin bana,yaşamın sevince anlam taşıdığını gösterdin…

Sevdim seni !
Can verip yollara düşecek kadar,
Kimsenin gücü yetmeyeceği kadar sevdim.

Uykularımızı paylaştık seninle,bir gece değil gecelerce uykusuz kaldık.
Aşkımız için zamansız sevdik birbirimizi,umarsız,çıkarsız,yalansız…
Dünyalara sığmayacak aşkımızı küçük yüreklerimize sığdırdık,
Ayrılıklarımızı yaşanmamış saydık,
Öyle ki hep birlikte olmalıydık.
Sözler verdik birbirimize tutamayacağımızı bile bile…

Sonra ayırdılar bizi;
Kimseler düşünmedi ! seni,beni,sevgimizi.
Sensiz hayat yoktu.
Söz vermiştim sana,sevdama söz…
Yaşayamazdım…bu sevdayı içime gömüp,seni bırakamazdım.
Aldırış etmedim kimseye ayrılmadım senden.
Sonra sen istemedin beni,sevdamın taşıyamayacağı sözler söyledin,bu aşkı hançerledin…sevdiğim ne yapar bile demedin,ama ben bıkmadım…

Şimdi ise ayrılığımızın en karasında kara sevda oldu sevdam.
Sen belki unuttun,ama ben unutmadım,unutamadım.
Yeniden başlamak için çok çabaladım,olmadı,nafile…
Sadece DÜŞLERİMDE KALDI SEVDAM…

Şimdi sen yaşıyorsun,beni öldürdün,yüreğinde bana ait bir iz bile yok.
Hatırla söz vermiştik sevdamıza,yaşadıkça bu aşkla beraber olacağımıza…
Yalanmış oysa…gittin hayatımdan ama sevdan hep benimle.
Bir gün üstümde çimenler bittiğinde bile sevdan yaşıyor olacak.
Beni umut kurşunuyla vurdun ! ama onu öldüremezsin…
Çünkü;sevdaya kurşun işlemez gülüm…



Ö.S.KURŞUN

Sarıl, Sarmaşık Sarı Gülüm




http://kursunsabriomer.blogspot.com/

Bir gül yaprağı değil misin sen?
Sen de geçeceksin...
Bahar yağmurları dökülecek gözlerinden,
Dineceksin...
Kanatlarımdan kopan bir tüy gibi
Yere ineceksin...
Bir gökkuşağı uzanacak benden,
Bineceksin...
Eteklerinde yıldızlar olacak,
Yürüyeceksin...
Sorularının yanıtı olacak bir bakış,
Seveceksin...
"Yaklaş" diyeceğim gecenin bir yerinden,
Sesim yankılanacak koridorlarda,
Ürpereceksin...
Göz kapakları açılacak ağır ağır yüreğinin...
"Yaklaş" diyeceğim taa derinden,
Gönlümün koridorlarına gireceksin.
Yaklaş ey sevgili...
Yaklaş, en güzel aşk...
Sarıl, sarmaşık sarı gülüm...
Pencereler olacak taş duvarlarda
Her birinde değişik manzaralar...
Her gün başka sen
Değişik durumlarda...
Yürü, sen başkasın
Oyalanma küçük mutluluklarla.
Yaklaş...Yaklaş...Biraz daha,
Bak ne söyleyeceğim kulağına
Konuşmasan da olur
Yavaşça aralansın dudakların
Yaklaş, su sızmasın aramızdan
Sırılsıklam olalım terden...
Sen ve ben her şey olalım bu gece...
Geçelim kendimizden...
Fısılda, aralansın dudakların,
Bir gül yaprağı değil misin sen?...
Yaklaş ey sevgili...Yaklaş...
Sarıl, sarmaşık sarı gülüm...


Ö.S.KURŞUN

Ya tutulacak kadar yakın ol,yada unutulacak kadar uzak...



http://kursunsabriomer.blogspot.com/

Birgün melek ile şeytan karsı karsıya gelmişler. İkiside birbirinin gözlerine
bakıp gözlerinde ifadeyi okumaya çalışıyormuş.
Melek şeytanın yüreğinde kesin bir fesatlık olduğunu,şeytan ise meleğin yüreğinin ne kadar temiz olduğunu biliyormuş.
O sırada çok güzel bir müzik çalmaya baslamış.
Şeytan ellerini meleğe dogru uzatmış ve;
"benimle dans eder misin?"
demiş.
Melek bunu duyunca şaşırmış,o anda birden elini şeytana uzatmıs ve dans etmeye başlamışlar.
Çalan müzik o kadar güzelmiŞ ki ikiside birden romantik saatlere mahkum olmuşlar ve melek biran şeytanın içindeki kötülükleri unutmuş.
Şeytan dans sırasında meleğe dönmüş ve;
"seni seviyorum, ya sen?"
demiş.
Melek yine bir şok daha yasamış.Durmus ve düşünmüş bir an.
"Seytan neden bana böyle birsey desin ki? ama olsun yinede bende ona
gerçek olmasa bile bir cevap vereyim" demiş içinden ve melekte
Seytana dönmüş;
"bende seni seviyorum"
demis.
İşte o gün yeryüzünde dürüstlüğün romantizme boynunu büktüğü ilk an olmuş...

Hangi viteste çalışıyoruz?



http://kursunsabriomer.blogspot.com/Ne için ( niçin) çalışıyorsunuz sorusuna insanlar nasıl yanıt verirler? Birçok şey anlatırlar ama çalışma nedenlerini sıralasak ve bunları bir aracın vitesine benzetsek bakın ortaya neler çıkacak?

Boş viteste çalışan insanlar, zorunlu oldukları için çalıştıklarını söyleyeceklerdir. Aynı, aracın boşta olması gibi; birisi veya bir olay onları iterse çalışırlar, yoksa enerji (yakıt) boşa gider. Zaten araç da bir yere gitmez. Sabah işe gitmek için birisinin onları uyandırması gerekir.

Birinci viteste çalışan insanlar “ işim bu” derler onun için çalışıp giderler ama ne devir sayıları artar ne hızları. Sabah uyanırken “yine işe gideceğiz, ne yapalım ya” diye söylenirler.

İkinci viteste gidenlerise para için çalışanlardır. Onlar yalnız paraya odaklanmışlardır ve çalışma nedenlerini para ile kısıtlarlar. İyi çalışamadıkları zaman ise size köfte ve ekmek örneğini verirler. Sabah işe gitmek için pek kalkmak istemezler ama alacakları parayı düşünüp isteksiz yola koyulurlar.

Üçüncü viteste gidenler kendi hayatları için planları olan kişilerdir. Onların kendi hedefleri vardır ve bu hedeflere ulaşmak için çalışırlar. Sabahleyin kalktıkları zaman “bugün hangi hedefime ulaşacağım?” diye kendilerini motive ederler. Üçüncü vites hayatta yaşanası bir seviyeye getirir insanları. Bu viteste yaşayıp, çalışanlar çalışmaktan tat almayı öğrenmeye başlarlar.

Biraz daha hızlandıkça, devir sayısı arttıkça,

Dördüncü vitese geçeriz. Bu viteste çalışan insanlar çalıştıkları şirketin değerini bilmeye başlarlar. Kendi hedeflerine ulaşmanın yolunun şirketinin hedeflerine ulaşmasını sağlamak için çalışmak olduğunu anlamışlardır. “Şirketime ne fayda sağlayacağım?” diye düşünerek karar verir, eyleme geçerler. Sabahleyin uyandıklarında içleri içlerine sığmaz, çünkü o gün yapacağı hamleler onu heyecanlandırmaktadır.

Bu arada bu metafora eklememiz gereken bir açıklamayı yapmanın zamanı geldi.

Burada vitesler birbirinin üstüne inşa edilir. Yani beşinci viteste kalkamazsınız. Tabi vitesleri büyüterek hızlanır insanlar. Bu nedenle işi olmak, para kazanmak, hedef sahibi olmak tabii gerekli ve zorunlu viteslerdir.

Beşinci viteste çalışan insanlar hizmetlerinin ve ürünlerinin ulaştıkları insanlara neler sağladığını düşünerek çalışan kişilerdir. “Müşterilerime ne fayda sağlıyorum?” diye düşündükleri ve buna paralel çalıştıkları için yaptıkları işten haz alırlar, severek yaparlar. Sabahleyin kalkarken onları motive eden şey insanlara/ müşterilere yarattığı faydadır. Çünkü o bilir ki diğer insanlara fayda sağlamadan altıncı vitese geçilemez.

Çünkü...

Altıncı ve son vites kendine, ailesine, toplumuna, ülkesine, dünyaya ve tüm insanlığa “ ne fayda sağladım?” diye düşünerek çalışan insanların vitesidir.

Bu insanlar çalışırken sevgiyle gülümserler.

İşlerini kusursuz hallederek mükemmel sonuçlara ulaşırlar. Bu insanlar sabah kalkarken bugün insanlığa ne katkı sağlayacağım diye düşünerek kalktıkları için ayaklarına çoraplarını geçirirken oflamazlar. Pazartesi sendromu diye bir kavramı kullanmazlar. Örnek olacak şekilde çalışır ve diğer insanlara ışın saçarlar.

Şimdi çevrenize bakın, size hizmet eden görevli ( satıcı, garson, çaycı, postanedeki görevli, vergi dairesindeki çalışan) nasıl davranıyor.

Bakın bakalım onun vitesini görebiliyor musunuz?

Ya yan masadaki arkadaşınız? Ya sizin yanınızda çalışanlar? Ya amiriniz?

Onları radarınızla gözlemleyebiliyor musunuz?

Hadi gelin bir de kendinize bakın; bugün kaçıncı viteste gittiniz?

Ö.S.KURŞUN

25 Şubat 2009 Çarşamba

Aşık mısınız ? | Bakın bakalım ; )



O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz...
ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar,0’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine,bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda,yatakta içiniz içinize sığmıyor,O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz,mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor,mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,ve o,her durduğunuz yerde duruyor,her baktığınız yerden size bakıyor,siz keyiflendikçe gülüp,hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer,en güzel kokusu bedenindeki ter,en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe,kiremitler pembe,gökyüzü,yeryüzü,O’nun yüzü pembeyse,kışlar ilkbaharsa,yazlar ilkbahar,güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa...
her filmin kahramanı O...
her roman O’ndan söz ediyor,her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık,bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,iştahınız kapanıyor,iştahınız açılıyor,iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız,hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor,işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor,dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde,her çalan telefona O diye atlıyor,vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor,konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan,sureti gözünüzden,sesi kulağınızdan,teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi,sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın,hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O’nsuz geceler ıssız,sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse,alev alev öfke de; bunca tavır,onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel,gidilmeyecek yol,vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor,sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu,kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,sınırsız,sabırsız,doyumsuz bir tutkuyla...

Aşıksınız.....

Can DÜNDAR

Dilimizin önemi...



Bir topluluğun “millet” olabilmesi için o topluluğu meydana getiren fertler arasında dil, din, ırk, tarih, vatan, gelenek, görenek, sanat birliğinin bulunması gerekir. Millet olmanın en önemli unsuru ise, dildir. Aynı dili konuşan insanlar, millet denilen sosyal varlığın temelini teşkil ederler. Dil, duygu ve düşünceyi, insandan insana aktaran bir vasıta olduğu için, insan topluluklarını bir yığın olmaktan kurtarır ve onları “millet” hâline getirir. Millî birlik ve beraberlik ancak toplumun fertlerini birbirine bağlayan dille sağlanabilir.



Bu gerçekler Atatürk’te şu sözlerle ifadesini bulmuştur:


“Türk milletindeyim diyen insan her şeyden evvel Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, Türk milletine bağlılığını ifade ederse buna inanmak doğru olmaz.”

“Türk milletinin millî dili ve millî benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır.” derken Atatürk Türk dilinin dünya dilleri arasındaki önemini, Türkçe konuşmayanın Türklüğe bağlı olamayacağını ifade ediyordu.


Türkçe'yi Korumanın Önemi


"Milli duygu ve dil arasındaki bağ çok güçlüdür.



Dilin milli ve zengin olması milli duygunun


gelişmesinde başlıca etkendir."



Atatürk yukarıdaki sözünde, dilin bir millet için ne kadar önemli olduğunu ve milli duygular üzerindeki güçlü etkisini vurgulamıştır. Gerçekten de dil bir milleti millet yapan en önemli unsurlardan biridir. Günümüzde, dünya üzerinde birçok ulus vardır. Bu uluslardan her birinin kendine ait dilleri ve dillerin ulusların geçmişinde belli bir tarihi bulunur.


Bu tarihi süreçte dille birlikte gelişen bir diğer şey de bağımsızlıktır. Uluslar ancak özgür ve bağımsız olduklarında kendilerine ait bir dil kullanabilmişlerdir. Diyebiliriz ki, ulusal bir dilin kullanılması o devletin özgür ve bağımsız kimliğinin bir göstergesidir. Bu sonuç ise, bize dilin titizlikle korunması ve geliştirilmesi gereken bir milli değer olduğunu kanıtlar.


Atatürk'ün, Cumhuriyet'i yeni kurduğu yıllarda yaptığı çalışmaların başında, Türk Dil Kurumu'nun kurulması gelir. Bu kurumun kuruluş amacı, Türk dilini geliştirmek ve dilin milletleri birleştirici bir unsur olduğunu Türk Milletine anlatmaktır.


Böylece, bugün Türk dili anlaşılır ve genel geçerliliği olan tek bir yapıya kavuşmuştur. Osmanlı'ya baktığımızda dilin saray çevresinde farklı, halk arasında farklı olduğunu görürüz. Bu da sarayla yani yönetimle halkı birbirinden uzak tutan bir etkendi. Cumhuriyet yıllarıyla birlikte bu engelin aşılması halkla yönetimi birbirine yaklaştırmış ve halkın da demokrasinin temeline uygun olarak yönetimde söz sahibi olmasını kolaylaştırmıştır. Buradan, dil üzerinde yapılan çalışmaların faydası ve gerekliliği daha iyi anlaşılır.



Türkiye'nin bugününe baktığımızda, dilimizin dünyanın süper gücü sayılan bazı ülke dillerinin etkisinde kaldığını görüyoruz. Bu etkileşimin Türk dili üzerindeki etkileri çok açıktır. Türk gençlerine düşen ise, Batı kültürünün olumlu yönlerini alırken hiçbir milli değerden ödün vermemektir.


Türkçeyi her zaman en doğru şekilde kullanmak ve onu korumak, milli bütünlüğü sağlamak için gerçekten önemli bir davranıştır. Zira, bize kimlik kazandıran bu olguyu zayıflatmak kendi kimliğimizi silik bir hale getirmekle eşdeğerdir. Yapmamız gereken şey, güçlü Batılı devletlerin dillerini daha çok kullanmak değil, kendi dilimizi nasıl daha yaygın ve diğer uluslarca talep gören bir dil haline getirebileceğimizin yollarını aramaktır.


Unutmamalıdır ki, dilimizin talep görmesinin yolu diğer uluslara üstünlük sağlamış, siyasi ve kültürel açıdan ileri gitmiş bir medeniyet olmaktan geçer. Kuşkusuz, Türkçe'yi dünyanın hemen her ülkesinde geçerlilik kazanmış ve dünya nüfusunun çoğunluğunun konuştuğu bir dil olarak görmek her Türk insanına gurur verir.


Alıntıdır

Şu Dil Sorunu Dediğimiz



Siyasal düzlemde kabul görmüş her yeni anlayış, her yeni felsefe dili biraz daha bozdu, birşeyler aldı götürdü ondan. Tanzimat döneminde başlayan dil yozlaşması boyut değiştirerek Servet-i Fünun edebiyatı ile sürdü. Cumhuriyet döneminde “dil inkılâbı” adı altında –herne kadar sonradan uygulamanın yönü değiştirilse de- bir kıyıma şâhit olundu. Tarihimiz-geçmişimizle, kültürel belleğimizle bağlarımızı oluşturan kelime haznemiz daraltılıp bir kültürel tabana oturmayan, kimi zaman dil ve türetme kurallarına dahi uymayan bir Türkçeleştirme faaliyetine girişildi. “Öztürkçe” addedilen bu yeni kelimelerin de pekçoğunun (bir imparatorluk diline uygun olarak) yabancı kökenli ve/fakat zamanla Türkçeleşmiş kelimeler olduğunu görüyoruz.


Bu kelimelerin önemli bir kısmı dilimizde bugün yer edinmiş vaziyette, onları fiilen kullanıyoruz. Ancak bunun için, bir dil (ki binlerce yıllık bir geçmişe sahip bir imparatorluk dili) ve –dolayısıyla- kültür adına hayatî sayılabilecek ölçüde önemli ödünler vermek zorunda kaldık. Artık gençlerimiz, zamanında en açık ve duru bir Türkçe ile yazmış olan Ömer Seyfettin, Hâlide Edip ve Reşat Nuri’yi bile sözlük yardımıyla veya “sadeleştirilmiş” basımlarından okumak zorunda kalıyorlar. Tevfik Fikret ya da Hâlit Ziya’dan bahsetmiyorum bile. Bu, toplumun geçmişini unutması, tarihiyle bağlarını koparması demektir.


Verdiğimiz bir diğer ödün anlam kısırlaşması ile ilgili:


Bir zamanlar dilimizde "güzel"i anlatan onlarca kelime bulunurdu ve bunların herbiri çeşitli kullanılışlarıyla, farklı güzelliklerin ifadesi olmuştur. Bunlardan birkaçını anlamlarıyla sıralayalım: Lâtif ince, şeffaf hattâ ruhanî güzelliği; zîbâ süslü ve yakışıklı güzelliği; hoş bilindiği gibi, hoş güzelliği; tarâvet tazeliği ve taze güzelliği; dîdâr yüz güzelliğini; râ’nâ, gül-i râ’nâ ve nergiste olduğu gibi, renkli güzelliği, ya doğrudan ya da mecazla ifade ederler. Bunlardan başka şîrinlik, sabâhat, melâhat, vecâhet, cemal, behâ, hüsün, ân vb. gibi daha nice kelime güzelliğin çeşitli yönleriyle ifadesi olmuştur (1). Kimi zaman bunlar da yeterli görülmemiş, hüsn ü cemal, hüsn ü behâ hüsn ü ân şeklinde birarada kullanılmışlardır.


Zamanın edipleri daha da ileri gidip Farsça gönül demek olan dil kelimesiyle yapılmış ne kadar birleşik sıfat varsa bunları, çeşitli güzelliklerin ifadesinde büyük ustalık ve incelikle kullanmışlardır. Bunlardan "dilârâ" (gönül süsleyen), "dilber" (gönül götüren), "dildâr" (gönül tutan), "dilpesent" (gönlün beğendiği), "dilrüba" (gönül çeken), "dilşikâr" (gönül avlayan), "dilfürûz" (gönül parlatan), "dilfirîb" (gönül eğlendiren), "dilmişin" (gönülde yerleşen), "dilnevâz" (gönül okşayan) güzel demektir ve bunların sayısı burada sayılanlardan daha fazla ve çeşitlidir (2).


Bu kelimelerin bugün tamamına yakını öldürmüş durumdayız. Bir panelde, konferansta, TV’de konuşanların da, sokakta kavga eden çocukların da durumunu “tartışma” kelimesi ile karşılıyoruz. "Münakaşa, müzakere, münazara, müşahede, münazaa" kelimelerinden mahrum kalıyoruz.



Hayal yerine imge, ruh yerine tin, mesela yerine örneğin koyup (3) kelimelerin kültürel ve edebî anlamlarını yok ediyoruz.




Ziya Gökalp’in dediği gibi,


“Uydurma söz yapmayız,

Yapma yola sapmayız,

Türkçeleşmiş, Türkçedir

Eski köke tapmayız.”



deyip, dilimize yerleşmiş, “Türkçeleşmiş” kelimeleri Türkçe’deki kullanımıyla bırakmamız gerekir.


Buradan geliyoruz dil yozlaşmasının son ve en önemli halkasına...


Son 40-50 yıldır süren dil yozlaşması-yozlaştırılması faaliyetinin mahsullerini son yıllarda topluyoruz: artık hepimiz İngilizce konuşuyoruz! ‘80’lerden sonra ivme kazanan faaliyetlerle, Türkçe’nin gazete-TV dili gibi günlük kullanımı da İngilizce-(İngilizce bozması) Tarzanca olarak değişti. Caddelerde-sokaklarda Türkçe isimli mağazalara, dükkânlara artık rastlayamaz olduk. Bu da yetmezmiş gibi, (çocukların yabancı dil öğrenmesi için!) -günün belli saatlerinde de olsa- İngilizce yayın yapan, çizgi film oynatan TV kanalları türedi.


Artık izin değil “off” kullanıyoruz, ticaret veya alışveriş merkezlerine değil “center”lere gidiyoruz, mankenler “top model” olmak için uğraşıyor, “cash”e ihtiyaç duyuyoruz, “start” veriyoruz, “brunch”lara katılıyoruz, “CV” yolluyoruz, toplam veya yekün değil “total” belirliyoruz, “mail”leşip “chat”leşiyoruz, “retail” sektörüne giriş yapıp “executive” oluyoruz, “CEO”larla çalışıyoruz, “translate” ediyoruz, “presentable” görünüyoruz...


Hayat gibi kültür ve elbette dil de bir sebep-sonuç zincirlemesiyle yürüyor, değişiyor, son buluyor. Bu durumun da müsebbibi birtakım unsurlar var. Türkiye’nin sonu gelmez Batılılaşma serüveni bunların başında geliyor. Ama bir de tedbirsizliğimiz, dirayetsizliğimiz, mukavemetsizliğimiz var. Yeniliklere açık olmak bir tarafa, “bize ait” olanların kopup gitmesine izin veriyoruz. O zaman da biz “biz” olmaktan çıkıyoruz tabii.


Dilde bu minval üzere kurulmuş bir kurumumuz var. Böylesine hayatî bir mevzuyu, toplum geneline yayıp aklî ve vicdanî duyarlılığı tevdi etmek gerekirken yalnızca bir kurumun çalışma ve çabalarına bırakmak olur mu, olmaz elbet ama Türk Dil Kurumu’ndan yine de çok daha etkin bir çaba beklenirdi.





(1): Nihad Sâmi Banarlı, Türkçenin Sırları, Kubbealtı Neşriyatı (16. baskı), 1999, İst., sf. 161
(2): a.g.e., sf. 162
(3): Üstat Banarlı, dilimize Öztürkçe diye sokulmuş olan bu kelimenin kökünün de, ekinin de Ermenice olduğunu kaynaklarıyla ispat ediyor. Bkz., a.g.e., sf. 147 “Örneğin Faciası” adlı bölüm.


24 Şubat 2009 Salı

Ariadne'nin Yakınması

http://kursunsabriomer.blogspot.com/arşiv


kim ısıtır, kim sever beni daha?
sıcak eller uzatın bana!
yürek mangalları uzatın bana!
vurulup düşürülmüş çırpına çırpına,
can çekişenler gibi, ayakları ovuşturulan,
sarsılmışım, ah! bilinmeyen ateşlerle yana yana,
sen peşimdesin, ey düşünce!
adlandırılamaz! açıklanamaz! iğrenç!
sen, ey bulutların ardındaki avcı!
yerle bir olmuşum senin şimşeklerinle,
sen alaycı göz, dikmişin gözünü bana karanlıklardan!
yatıyorum öyle,
kıvrılarak, çırpınarak, işkencesiyle
bütün sonsuz ezaların,
vurdun beni
sen ey zalim avcı,
sen ey tanınmaz - t a n r ı...
vur, daha derine vur!
bir kez daha, haydi vur!
kopar, parçala bu yüreği!
niye bu işkence
körelmiş oklarla?
neye göz koydun böyle,
usanmadın mı bu insan işkencesinden,
acı vermekten haz duyan tanrı şimşeği gözlerle?
öldürmek değil istediğin,
yalnızca eziyet, eziyet etmek mi?
bana - niye eziyet ediyorsun,
sen, ey acı vermekten haz duyan tanınmaz tanrı?

ha ha!
usul usul sokuluyorsun
böylesi gece yarısında? ...
ne istiyorsun?
konuş!
üstüme geliyorsun, sıkıştırıyorsun beni,
ha! çok yaklaştın yanıma!
soluğumu duyuyorsun,
yüreğimi dinliyorsun,
kıskanç seni!
- neden kıskanıyorsun beni?
git! defol!
o merdiven de niye?
içeri mi girmek istiyorsun,
yüreğime tırmanmak,
en mahrem
düşüncelerime tırmanmak?
utanmaz! tanınmaz! hırsız!
ne çalmak istiyorsun?
ne gözetlemek istiyorsun?
ne işkencesi etmek istiyorsun?
sen ey işkenceci!
sen - cellat - tanrı!
yoksa köpek gibi,
taklalar mı ataydım karşında?
teslim mi olaydım, kendimden geçerek
sevginle - sırnaşarak?

boşuna!
sürdür batırmanı!
zalim diken!
köpek değilim - avınım yalnızca senin,
zalim avcı!
en gururlu esirinim,
en ey bulutların ardındaki haydut...
konuş artık!
ey şimşeklerin ardına gizlenen! tanınmaz! konuş!
ne istiyorsun, ey eşkiya... b e n d e n?

nasıl?
fidye mi?
ne istiyorsun fidye diye?
çok iste - böylesi yaraşır gururuma!
ve az konuş - böylesi yaraşır öteki gururuma!

ha ha!
beni - istiyorsun ha? beni?
herşeyimle beni? ...
ha ha!
ve işkence ediyorsun bana, delisin ya işte,
gururumu kırıyorsun işkencenle?
s e v g i ver bana - kim ısıtır ki beni daha?
kim sever ki beni daha?
sıcak eller uzat bana,
yürek mangalları uzat bana,
bana, yalnızların en yalnızına,
buzunu ver ah! yedi kat donmuş buz,
düşmanları bile
düşmanları özlemeyi öğreten,
ver, evet, teslim et,
ey zalim düşman
bana - k e n d i n i!

kaçıyor!
bu kez o kaçıyor,
tek yoldaşım,
en büyük düşmanım, tanınmazım benim,
cellat-tanrım benim! ...

hayır!
gel geri!
bütün işkencelerinle birlikte geri gel!
bütün gözyaşlarım
sana akıyor,
yüreğimin son alevi
seni aydınlatıyor.
gel, geri gel,
tanınmaz tanrım! a c ı m benim!

son mutluluğum benim! ...

Friedrich Nietzsche

23 Şubat 2009 Pazartesi

AKDENİZ YARAŞIYOR SANA - CAN YÜCEL







OTUZ BEŞ YAŞ

- CAHİT SITKI TARANCI -





Alışkanlık..







Gitgide alışıyorum sana....

Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz...

Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin...

Yanımda olduğun zamanlar;

sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,

alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun...


Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan...

Alışkanlıklar daima korkutur beni...

Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim...

Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır...

Fakat şimdi sana alışıyorum...

Alıştıkça özlemim artıyor, daha
yoğunlaşıyor.

Yalnız içimde garip bir korku var.


Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum...

Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini

daha değerlisini verememekten korkuyorum...

Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla

yapayalnız bırakmaktan korkuyorum...



Oysaki her zaman ve günün her saatinde

yanında olmalıyım senin... Bana alışmış olmaktan

pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı...


Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp

emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni...

Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.

Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim...

"Bana alış" demeyeceğim...Nasıl olsa alışacaksın bir gün...

Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,

o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,


sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden!



İlk defa sevilmenin ürpertileri içindeyim inan. Sevgimle

mukayese edebileceğim tek şeyi beni sevmende buldum...

Ömrümde kimse bana sevmenin gerekliliğini öğretmedi.

Kimseden sevgisini istemedim, verdiler almadım.

Bencildim bir zamanlar, sevmek benim hakkım diyordum.


Oysaki şimdi bir zamanlar hiç sevmemiş olduğumu

kendi kendime biraz da utanarak itiraf ediyorum.



Asıl büyük sevgiyi seni sevmekte buldum ve sevgim

senin sevginle değerleniyor, ayrı bir anlam kazanıyor...

Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım.

Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştanbaşa

seni görecekler içimde...


Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun?

Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz.

İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan.

Her yerde iki olduğumuz için

bir bütün haline geliyoruz durmadan...



Alışkanlığım devamlı sana çekiyor beni...


Durup durup dudaklarını öpmek geliyor içimden...

Saçlarını okşamak geliyor, ellerini tutmak geliyor...

Kokunun tenime sindiğini hissediyorum geceleri...

Teninin dudaklarımda eridiğini hissediyorum...

Boynunun en güzel yerini benden başkası bilemez artık...



Seni kimse benim kadar benimle bir bütün olduğuna inandıramaz....


Gitgide bu alışkanlığın içinde kaybolduğumu hissediyorum...

Beni yaşadığım zamanın dışına çıkarıyorsun.

Bir gün tarih öncesinde yaşıyoruz , bir gün bulutların üstünde...

Uzun süren bir baygınlık sonrasının

o anlatılmaz baş dönmesi içindeyim...

Bütün merdivenler birbirine eklendiği zaman


seninle vardığım yüksekliğe erişemez...



Açılmış bütün kuyuların derinliği

içimde seni bulduğum yer kadar derin değil...

Alışkanlık kozasını ören bir ipekböceği gibi gitgide tamamlıyor bizi.

Emsalsiz bir oluşun içinde yuvarlanıyoruz.

Korkunç bir yangın başladı yüreklerimizde.


Özlem, kıskançlık, arzu ne varsa içimizde hepsi birdenbire tutuştu.

Alev almayan bir yerimiz kalmadı.

Alevlerimiz muhteşem bir kızıllığın içinde yıldızlara kadar uzanıyor.

Hiç bir su, bu ateşi söndüremez artık.

Nehirle, denizler boşalsa üstümüze hiç sönmeyeceğimizi biliyorum.

Bu yangın biz birer kor haline gelinceye kadar sürecek.

Önce bakışlarımız alıştı birbirine, sonra parmak uçlarımız...

Bu oluş tamamlandığı anda yeryüzünde

bizden güçlüsü olmayacak!

En mutlu olduğumuz yerde en güçlü de olacağız seninle...


Bu bir sonun değil bir varoluşun başlangıcıdır.

Geçmişteki tüm alışkanlıkların bana alışmanı önleyemez artık...



Ümit Yaşar OĞUZCAN



Siyah dünya



lac.gif (194995 bytes)


SİYAH DÜNYA

Bana gözlerini gönderme mektuplarında can,


Mavilere alışık değilim ben.

Yıllar var ki siyah bir yalnızlık büyür
şiirlerimde.

Her şeyim karadır benim,kaderim gibi.

Kaç mevsim ki,zifir bir gece uzar gider;

Hiç sabah olmaz gözlerimde...




Bana gülüşlerini gönderme mektuplarında can,

Yıllar var ki,bu kalem sevinçleri hiç yazmadı.

Gamzelerini anlatamam kırık dökük mısralarımda,


Dertle bütünledim ben kendimi söylemiştim.

Ne zaman gülmeye kalksam biraz buruksu,

Tebessümler en ufak olur dudaklarımda...



Bana sevilerini gönderme mektuplarında can,

Sevmeyi unutmuşum kaç zamandır beceremem.

Bir sevda yorgunuyum ben ezik şarkılarda,

Işıl Işıl caddelerde gece yarısıyım.

Ne zaman mavilere sarsam kendimi kırık bir hevesle,

Geç kalmışlığım çıkar hep karşıma...



Bana gözlerini gönderme mektuplarında can,

Göndereceksen bari saçlarını gönder.

Siyahlara aşinayım,yıllardır,söylemiştim.

Her şeyim karadır,benim,gözlerim gibi


Siyahlardan bir dünya kurmuşum kendime

Çiçeklerim siyahtır,siyahtır şiirlerim...
 

Nihal Adsız

 



Ben sana mecburum(Atilla İLHAN)

























 

 









 



BEN SANA MECBURUM



Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum.


Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor

Bu şehir o eski İstanbul mudur

Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

Sokak lambaları birden yanıyor

Kaldırımlarda yağmur kokusu

Ben sana mecburum sen yoksun.


Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur

İnsan bir aksam üstü ansızın yorulur

Tutsak ustura ağzında yasamaktan

Kimi zaman ellerini kırar tutkusu

Bir kaç hayat çıkarır yasamasından

Hangi kapıyı çalsa kimi zaman


Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor

Eski zamanlardan bir cuma çalıyor

Durup köşe başında deliksiz dinlesem

Sana kullanılmamış bir gök getirsem

Haftalar ellerimde ufalanıyor


Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem

Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziranda mavi benekli

çocuk
sun

Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor


Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden

Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun

Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor

Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin

Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem


Bu kurtlar sofrasında belki zor

Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden

Ne vakit bir yasamak düşünsem

Sus deyip adınla başlıyorum

İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin

Hayır başka türlü olmayacak


Ben sana mecburum bilemezsin.



Attila İlhan



 



Ömer Sabri KURŞUN Blog sitesi


 


 






21 Şubat 2009 Cumartesi

Bu kadar basitmi?


İnsanın bir şeylere karar vermesi ne kadar zor; ya seni içime gömmeli ya da artık içimden söküp atmalıyım. Ama her ne olursa olsun susmalıyım. Hangisi daha zor, hangisi daha acı? Şimdilerde gözlerine bakarak şiirler okuyorum içimden, sen duymuyorsun…Gözlerinin buğusuna adımı yazıyorum, yanına da mavi aşkımı; yani seni… Kapasan gözlerini, buğusu silinecek, adım silinecek gözlerinden, aşk silinecek…Sana haksızlık etmemeliyim. Ayrılık acılarından bende yakınıyorum. Bir bilsen olmadık işlere vuruyorum kendimi. Anlamsız avuntular icad ediyorum kendime. Şaşırıyorum, ben mi gurbetteyim, sen mi sıladasın?Nasıl özlemektir ki bu, aynadaki gözlerimde bile senin gözlerini görüyorum…Mevsim ne olursa olsun, her sağanak yağmurda, sana koşuyorum ben, yalın ayak bir çocuk masumluğunda…bir duvardaki resmin,bir de rüyalarımdaki gulusun.hani dönmeyecek olsan,çoktan bırakırdım hayati avuçlarımdan.kime lazım sensiz hayat,Acı oluyor yaşamın tadı, tuzu.Hisli bir buruk veda sanki sensizlik.Sisli bir sabahın bekçisi misali duygularım. Bir çiğ damlasının bekareti ve o çiğ damlası okşarken yaprakları,ihtiras ve asilik yaşanırdı o saatlerde.Bir Çekik gözlü bir kız çocuğu seszisce ağlıyor balkona oturmuşavuççunda kanlı bir güvercin hıçkırarak; ne’olur bana güvercinimi geri getir baba diyoronu balkon demirlerine asmışlar, ne’olur ben geceleri onsuz yaşayamam diyorbabası dolmuş, şaşkın, üzgün buz gibi bir suratla susuyor. Bense susuyorum;Çöl gibi!..Göl gibi bakıyordum halbuki...
Bana veda ederken, ve dökülürken yağmur gibi, yüzüme;Kelimelerin!..
Ben,,, susmuyorum aslında...Güvercinlerin guu’lamasını dinliyorum penceremin pervazında...
Geldiklerinde, her gün; ufaladığım ve önlerine koyduğum dün’ümün başında!..Dünn... Her dün bir kırıntıdır artık; canımdan alıp, cam dibine koyduğum!..işte bende sana susuyorum..
Zamanın gözbebeklerinden yuvarlanıp seni "sana" yazdım dün gece. Oysa yarın erken kalkacaktım. Göğsünde dikenleri taşıyan rüzgarların saçlarını yıkayacaktım gözyaşlarımla. Sütten yeni kesilmiş dağ ceylanlarını sabah ezanında uyandıracaktım. Uyumalıydım aslında. Kirpiklerim, uykuya hazırdı oysa. Bekledik, bekledik hep bekledik. Bekledikçe büyüdü sevgimiz, yandı, kor oldu. Küle döndük gülüm… Acı çektik ama o acıdan zevk almasını da bildik, olgunlaştık, hayata bağlandık. Sen gül oldun ben ise etrafında dönen pervane bülbül. Ben kelebek, sen ise beni bekleyen çiçek.Leyla’ ya sormuşlar: Senin mi aşkın daha büyük, yoksa Mecnun’ un ki mi diye?Benimki demiş. Nedenini sormuşlar: Mecnun’un aşkı meşhur oldu, benimki ise bende kaldı, demiş. Hani aşkını içinde saklayan, kimseye söylemeyen cennete gider derler. Benim cennetim sen değil miydin? Ya gözler… Gözler ruhun dışarıya açılan pencereleri, gözlerin yüreğime saplanan, her bakışta biraz daha derine inen bir hançer değil mi?Yeter artık gülüm! Gel! Sevgin ile gel. Gül ile gel, Gülşen ile gel… Gökteki ay misali yollara düşte gel…Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki…. Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin…..
Sıcak yüreğimi, soğuk ellerine bırakıyorum olur da bensiz satırlarda üşümeyesin diye.. Gayri sen varken alnımın yazgısında, gözlerini giyiniyorum üzerime. Kırlangıcların dualarını alıp avuçlarına umuda kanatlasam , orda sen olmalıydın. Aldığım nefeste, sen yaşamalıydın. Gözlerimi, gözlerine yumup esen yele veriyorum sensizliği. Gidiyorum, yüreğimi yüreğine emanet edip gidiyorum. Artık yalnızlıgın gölgelerinde yudum yudum özlemleri yakıp bir umut ateşinde ısınacaksın.örmeyenlerin gözleri duymayanların kulagı hayatım. Yaşlı birinin gençliğinde gizli hayallerim, genç birinin umutlarında yada bir çoçugun elma şekerinde… Nerdesin diye sorma bana kayıp bir şehrin ortasında hayallerinde kaybolan insanlardanım ben sonu olmayan yollarda kendini rüzgara bırakmış yalnızlığın ortasında…Geceyi izliyorum…Elimde dumanı katran sigaram,bir elimde beni benden alan son dem şişem…susuyorum ben yine…gözyaşlarım konuşuyor yerime…hayalin yanımda bakıyorum sadece,dokunsam kaybolacak biliyorum,dokunamıyorum…Sesler fısıldıyorsun kulağıma,duyamıyorum,sağırım sanki duvar gibi.Yıldızlara bakıyorum,benim en parlak yıldızım sen!kayıp,gidiyorsun artık gökyüzümden…Ayrılık diye bir şey yok… Bu bizim yalanımız… Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var… Şimdi neredesin ? Ne yapıyorsun ? Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi ? Öyleyse ayrılmadık, sadece özlemleyiz ve bekliyoruz… Göreceksin, bir gün her yerin şu mektuplar, şu resimler gibi kül olup dağılacak. Bir tel bile kalmayacak saçlarından. Niceleri gibi sen de göçüp gideceksin bir gün. Önce gençliğin terkedecek seni. Ellerin buruşacak, belin bükülecek, ak pak olacak saçların. Boş bir çuvala döneceksin. Sonra, aynaya bakınca bugün çok güvendiğin güzelliklerinin de seni birer birer bıraktığı göreceksin. Gözlerinde o vahşi parıltı kalmayacak, bütün ateşi sönecek dudaklarının.Ya o ? Ya o ? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu…Beynimin içinde cevapsız yığınla soru dolanıp duruyor.Aslında her sorunun birCevabı var ama benim onları yanıtlayacak cesaretim yok.Böylesine güçsüz olmaktanNefret ediyorum.Aşk dolu bir hayat sunmak isterken sana anladım ki kaybetmişimKimliğimi Anladım ki seni mutlu etmek isterken unutmuşum mutlu olmanın ne demekOlduğunu. Bu yüzden tuzak diyorum işte kendi hayatımı kendi ellerimle yaşanmaz haleGetirdiğim için üzülüyorum hepsi bu..Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.Bir zamanlar diye başlayan cümlelere yer yok artık ömrümde. Geçmiş yada gelecek yok. Sonsuzmuş gibi yaşanan "Şimdi" var sadece. Seni "Şimdi" sevmek var. Geçişle geleceği topla, sonsuzlukla çarp ve "Şimdi" ye böl. Ben bir bu kadar daha seni seveceğim, sana söz...
Seni seviyorum...
Bu kadar basit değil işte.....!!



Ö.S.KURŞUN



Her şeye rağmen...



İnsanlar, var olalı beri kabullenmiş sevdayı. Herkes kendi sevdasının mecnunu; kendi hasretinin delisi olmuş. Kendi hikayesini, kendi sevdasını en büyük sanmış ve saymış; büyütmüş yüreğinde dağ dağ. Sabır sabır beyninin gergefine işlemiş. Benim sevdam da benim için dünyanın en büyük, en kutsal sevdası….Aşk olmasa iki gözüm, içimde biriktirdiğim bu yangın olmasa, dolmasa iliklerime aşkın hasreti, bu yangın yüreğimi sarmasa, avuçlarımı yakmasa bu ateş, akar mı damarlarımdaki kan! Bir gün kavuşmak hayali olmasa, nasıl dayanılır bu yaşama, bu kimsesizliğe.. “Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,‘zamanla bırakmamak’tır..”Şimdi bana, geçen o zamanın unutulmaz sancısı kalır.En kalabalık yerlerde büyüyorsa kimsesizliğin,binlerce kahkahaya karışıyorsa gözyaşların,son çiviyi çakıyorsan yorgun sabrıma,daha kirpiklerinde can veriyorsa hayallerin,ve dilinin ucundaysa en çılgın küfürler,yalnızlık güzeldir…Her şarkı bir sevdadan dökülür mısra mısra Her şarkı yaşanmış bir masalı resmeder Düşün çamlar arasını, mehtaplı geceleri, masmavi denizleri Düşün şimdi yollara serpilen ümitleri Hadi bir şarkı da sen, bu gurbete, bu hasrete iki gözüm, nasıl?
Demiştim sana hatırlarsan: Söylesene! ..
Yetmiyor ah isyanlarım yetmiyor.Dağda sürgün taşta sürgün bitmiyor hasret bana pusu kurmuş bekliyor.Gecelerden gecelere sürgünüm.Bir mavi gecede başlamıştı sevdamız.
Ve maviye çalmıştı bütün umutlarım.O gece unutturmuştun bana karanlığın siyah olduğunu.Ve gözlerinde farkettim ilk kez bütün gecelerin mavi olduğunu.
Bir mavi geceydi o,bütün gecelerden güzel bir mavi geceydi o.Benim için ömre bedel.Senden uzakta seni yaşadım.Maziye yeniden daldım bu gece. Acı bir pişmanlık sardı içimi.İçmeden bir başka oldum bu gece.Seni düşündükçe başka kollarda,kadehim kırıldı avuçlarımda.Sana dur demeyen gururumu da ayaklar altına aldım bu gece.Resimlerde besbelli anlatamadıkların.Şimdi bir çerceveden gülümsüyorsun bana. Hatırlıyor musun bu resim çekildiği günü.Bakışların ne kadar duygulu,ne kadar sıcak. Anlıyorum neler düşündüğünü.Bir başka resimde biraz kederlisin.Hüzünlü bir şarkı dökülüyor dudağından Şimdi senden cok uzak bir şehirde seni seyrediyorum, bir album yaprağında.Bu karanlık yoktu,bir zaman sen vardın.Yasamak cömertce sundugun bir ışıktı,sen değiştin, onlar hic değişmedi.Resimlerin senden vefalı çıktı…
Ben seni sevdim mi?
Sevdim dogrusu...
Sevdikce tamamlandım,bütünlendim.Biri vardı ağlayan gecelerce.Biri vardı sana tutkun;o bendim.
Ben seni sevdim mi?
Sevdim en büyük,en solmayan güller açtı icimde.Ömrümü değerli kılan bir şeydin sen. Benim bozbulanık gencligimde.
Ben seni sevdim mi?
Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da… Hayatıma bilmediğim anlamlar getirmiştin. Gözüm kapalı hayatımı ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım. Ya seni kazanacaktım, ya da kendimden VAZGEÇECEKTİM. Hem seni kaybettim, hem de kendimden VAZGEÇTİM.Gelmeyeceğini bildiği mektup için,posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.Nasıl da acımasız zaman?! Nasıl da yüceltmiştim seni gözümde. Tutup kendi ellerimle koymuştum en yükseğe, sonra keyifle izlemiştim yüceliğini. Ama yine ben bitirmeliyim. Tutup kollarından indirmeliyim olduğun yerden. Ya da seni ölene kadar yaşatmalıyım içimde… Ne kadar zor bir karar..Çocukken geceleri yıldızlara bakardım… Başımı gökyüzüne kaldırır heyecanla yıldızları sayardım; kaçında aşk vardı, kaçından böyle görünürdü gökyüzü, kaçında denizler bu kadar güzel ve kaçında aşk maviydi… Ama takvim yaprakları yanlış zamanı gösteriyordu ikimizde geç kalmıştık birbirimize. O da benim gibiymiş meger;gözünü açtığında beni, kapadığında kalbindekini görüyormuş.. Dedim ya yalnış zamanda şıkıştırıldık akreple yelkovan arasına..
SAKLI GÖZYAŞLARININ ÜSTÜNE GÜLÜCÜK ÖRTÜLMEZMİŞ..
KALP UNUTMAZ,HAYALLER YIKILAMAZMIŞ MEGER..
ARKANA SAKLDIGIN SEVDALARLA EVCİLİK OYNANMAZMIŞ MEGER..
GİDENE DUR DEMEK DEGİL,GİTMİŞ OLANA DÖN DEMEK KOYARMIŞ MEGER..
Seni düşündüm, satırlarımı bırakıp.Gözlerinin, sesinin özleminde dışarıya çıktım.Yağmurun her cama vuruşunu, senin yüreğin bilip İplik iplik yağmura aldımadan delicesine ıslandım..Gökten süzülen damlaları sen bilip Seninle dans eder gibi yağmurlarla dans ettim….Biliyor musun, acı olan asla gidişin değil.. Belki bir gün sevmeyi öğrendiğin de yanında ben olmayacağım.. Bir sabah gözlerini yeni doğan güne açtığında başkası olacak yatağında.. Benim içinse sadece "sen" var olacaksın baktığım her yerde… Ve işte ilk defa o gün sebepsiz ağlayacağım, o gün yağan yağmur gizlemeyecek gözyaşlarımı. Kim bilir belki de aynadaki hayalin ilk kez asacak suratını bana ve o sabah sensiz ve üşümüş uyanacağım!Seni tanımadan önce yalnız sevmenin hazzıyla doluydu yüreğim, gururluydum. Çünkü; seven bendim. Yalnız benim hakkımdı sevdiğimi yüceleştirmek, onu erişilmez yapmak, ölümsüz kılmak benim hakkımdı. Sevildiğimi, hele senin tarafından sevildiğimi anladığım anda gururum yok oldu. Aşkının büyüklüğü karşısında eridiğimi hissettim.Ya o ? Ya o ? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu…Göreceksin, bir gün her yerin şu mektuplar, şu resimler gibi kül olup dağılacak. Bir tel bile kalmayacak saçlarından. Niceleri gibi sen de göçüp gideceksin bir gün. Önce gençliğin terkedecek seni. Ellerin buruşacak, belin bükülecek, ak pak olacak saçların. Boş bir çuvala döneceksin. Sonra, aynaya bakınca bugün çok güvendiğin güzelliklerinin de seni birer birer bıraktığı göreceksin. Gözlerinde o vahşi parıltı kalmayacak, bütün ateşi sönecek dudaklarının.Bir gün yeniden, aşk kapını çalacak. “Daha dikkatli olacağım, bu kez ağlamayacağım” diyeceksin ama bunun da yararı olmayacak. Aşkı önceden kim hesaplayabilmiş ki sen hesaplayasın? Kim yüreğinin kapısını kapatabilmiş ki sen kapatasın? Kaç yarını daha böyle umutsuz, böyle acıyla geçireceksin belli değil. Yine de, her şeye rağmen, acıya inat, vefasızlara inat, hainlere inat ve kalpsizlere inat aşka yeniden gülümser misin?


Ö.S.KURŞUN

Ben diye ne varsa gördüğün;işte o senin yoklugun!



http://kursunsabriomer.blogspot.com/Benden yazmamı istiyorsun…günlerdir, sana yeniden yazmamı istiyorsun benden… tek kanatlı, solgun düşlerimi, yüzünde kanayan o kutsal ışıkla aydınlatan sonsuzluk meleğim….
Sana neyi anlatayım? ruhumu yaktıktan sonra, artık damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı? O acıyı uyutsun diye sığındığım, ama sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı? odamın tavanındaki,yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin, o sonsuz çatlakların altında, sen diye her gece koyununa girdiğim o zamansız ölümlerimi mi?… gözlerinden özgürlüğe akan mavi nehirlerde boğulduğum,canım sevgili, söyle… sana neyi anlatayım? şimdi burda değilsin… ama beni duyuyorsun, biliyorum.kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur: bak, yoksun bunun anlamını biliyor musun? yokluğun, yüreğimdeki bu yıldızsız, bu dipsiz karanlık gece… yokluğun, odamın duvarlarına astığım suretlerine bakarken,gözlerinde unuttuğum dalgın gözlerim…yokluğun, gönül bahçenden kopartıp verdiğin için soldurmayıp,kuruttuğum ve tıpkı sevdam gibi sonsuzluğa mahkum ettiğim bu kırmızı güllerin…sırf kalemini değdirdiğin için atmaya kıyamadığım bu kağıtlar…her an gözümün önünde sakladığım mektupların…peçetelere yazdığın şiirlerin…hediyelerini sardığın paket kağıtların….sen gidince, hala sen kokuyordur,diye üzerime giydiğim ve derin derin soluduğum giysilerin…. yokluğun, elinin, kokunun, soluğunun değdiği herşeyi dünyanın en değerli hazinesi gibi saklayan, bu yarı deli, bu hayattan kopuk ruhum…kapat gözlerini ve bana bak…. ben diye ne varsa gördüğün, işte o senin yokluğun… söyle, sana neyi anlatayım? sabaha karşı çalan telefonumun ucunda, "ne olur bana hayattan daha kötü davran" diye sayıklayan o kırgın,o kendine çarpan sesini mi?yüzünde yara izleriyle gelirdin bana… vücudunun her yeri morluklar içinde gelirdin…o solgun, o savrulmuş teninde açan mor renkli kötücül çiçeklerle ağlatırdın beni… hayal kırıklıklarıyla örselenmiş ruhunu,acı bir sevdanın gölgelediği gözlerini alır gelirdin… ben sana tutkundum, sense vücudundaki o morluklara…öfkeni değil, yaşadığın kırgınlığı anlatırdın bana…o hep çok uzağımdaki, yüzü bir başkasına dönük aşkını anlatırdın…dehşetle izlerdim seni… bir annenin karşılıksız şefkatiyle dinlerdim, tek söz etmeden…. sarardım yaralarını; o morlukların ve yara izlerinin acısını dudaklarımla alır kalbimin yokluğunla kanayan, karanlık odalarında saklar; elinin, kokunun ve soluğunun değdiği herşey gibi onları da biriktirirdim… ve sonra giderdin…. beni, ay ışığının rutubet kokulu duvarlarıma vurduğu, tek odalı sensizliğimde,aşkımla, deliliğimle, bu hayata hep yabancı ruhumla bir başına bırakır;masanın üzerinde senin için bıraktığım o tek sigarayı yakar ve giderdin… hep giderdin… şimdi benden sana hayattan daha kötü davranmamı istiyorsun…sırf sana, seçimlerine ve hayatına duyduğu saygıdan,neden biraz olsun da kendinemerhamet duymuyorsun, diyerek seni koruma hakkını bile kendinde göremeyen o yaralı ruhumdan sana kötü davranmasını istiyorsun… her gece sen diye koynunda uyuduğum ölümün o soğuk nefesi gözlerimi kapatmadan önce, artık şahidi olamadığım hayatının vücudunda bıraktığı o yaraları, morlukları, savruluşları iyileştirmesi için, seçimlerinle mutlu olman için tanrı'ya dualar eden benden, sana kötü davranmamı istiyorsun, öyle mi…. şimdi burda değilsin… ama beni duyabiliyorsun, biliyorum… kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur… bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var: aşk, hala yüzünde taşıdığın, o derin, o bir türlü iyileşmeyen yara izi değildir sevgili… o iz hırstır… o iz bencilliktir… o iz sana değil, kendine tapan bir ihtirastır… o iz senin o sonsuz ve hep kendini kanatan merhametin gibi değil… o iz sen gibi değil sevgili… sen hep sana hayat kadar kötü davrananları sevdin… sakın benden de bunu isteme n'olur… yapamam… sen beni hiç tanımadığım bir kentin, tek odalı ve rutubet kokan bir evinde,aşkıma ve ölümüme bıraktın…beni soluksuz, umutsuz, sensiz bıraktın…benim o kırılgan öfkem yalnızca kendi yüreğimi kanattı; senin yüzündeki o kutsal, ama o artık durmadan kanayan ışığı değil…İsyanlarımın çığlığı bu kimsesiz ömrüme saplandı hep, senin özgürlüğüne değil…fırtınalarında sürüklendi aşkımız… korkularının, yaralı geçmişinin, savruk benliğinin dalgalarında beni kaybedip kaybedip sonra yeniden buldun… seni hep uzaklara çağıran o yalnızlık rüzgarının alabora ettiği parçalanmış düşlerimi yeniden topladım sensizlik sürgünlerimde…kanayan sevdamı, vurgunu olduğum yüzündeki o kutsal ışıkla sardım…sığındığım bu huzurun bedelini hayatımla ödedim hep…bilmediğim yollardan geçtim, kanatarak kendimi… ve şimdi sorular cevaplarını buldu… sükunetin ve güvenin o bilge dinginliğinde süzülüyor aşkım…artık, biliyorsun ki, sevgimin inadı hiç kırılmayacak… yüzümde gördüğün, o bu dünyaya ait olmayan iyilik ve en zor anlarımda ortaya çıktığını söylediğin o "yasadışı gülümseyiş" bir kez olsun sönmeyecek…benim sonsuzluk meleğim.... affet ama, bedeli ebedi sensizlik olsa da,sana hayattan daha kötü davranmayacağım… günlerdir sana yeniden yazmamı istiyorsun benden…"….. sana neyi anlatayım…
Her sarnıç küflü bir yağmuru, her sevda bir ayrılığı yaşar...


Ö.S.KURŞUN

Kendi yanlışlarım...



Hayatta hiçbir şey beklediğim gibi olmadı.Ne hayallerim gerçekleşti,
ne de beklediğim şeyleri hayal edebildim.Her zaman kaybeden ben oldum.
Çaresizliğin içinde her an kayboldum...
Artık tutunacak hiçbir şeyim kalmadı.Ne sevdiklerim,ne nefret ettiklerim.
Herkesi kaybettim.
Artık hayatta kimsem kalmadı.
Hep bekledim,hep sabrettim;belki,belki bir gün düzelir diye,hep umut ettim.
Geride sadece gerçekleşmeyen hayaller kaldı.
Umut ettim; belki hayallerim gerçekleşir diye,ama olmadı.
Bir türlü yapamadım.
Akılsızca,düşüncesizce kendi doğrularımın peşinden koştum.
Uçurumun kenarına getirdi doğrularım beni.
Yanlış yolda olduğumu bilerek gittim uçurumun kenarına kadar.
Şimdi ne olacaktı ne yapacaktım.
Yanlış yaptığımı bile bile,uçurumun kenarından dünyaya son bir kez bakmak, herkesçe güzel olan dünyaya,herkesin umutlarının gerçekleşeceğine inandığı
dünyaya gözlerimi kapamak istedim.
Geride hiçbir şeyi düşünmeden atmak istedim kendimi o uçurumdan.
Ama yapamadım...
Bir kez daha yanlış yapmayı göze alamadım.Bu kez kendi doğrularımın peşinden gitmeyecektim.İstemeyerekte olsa dünyaya gözlerimi yeniden açmak zorunda kaldım.
Bu sefer,umutlarımın beni yarı yolda bırakacağına inanmak istemeyerek atmadım kendimi.
Şimdi dünyada olmamın tek sebebi kendi yanlışlarım...!!!

Ö.S.KURŞUN

Küresel ısınma, tropikal fırtınaları artırıyor.



http://kursunsabriomer.blogspot.com/
Küresel ısınmanın, tropikal fırtınaların artmasına neden olduğu bildirildi.

Amerikan Havacılık ve Uzay Kurumu (NASA) Jet Motorları Geliştirme Merkezi'nden (Jet Propulsion Laboratory) Hartmut Aumann ve ekibi, 5 yıl boyunca tropikal bulutları inceledi.

ÇOK NET BİR BAĞ VAR

Araştırmacılar, bu bulutlar ve okyanuslardaki tropikal bölgelerin ortalama sıcaklığının mevsimsel değişimi arasında çok net bir bağlantı olduğunu belirlediler.

1 DERECE ISI ARTIŞI YÜZDE 45 FAZLA BULUT DEMEK

1 derecelik artışta yüksekteki bulut sayısının yüzde 45 arttığına dikkati çeken araştırmacılar, sıcaklığın her 10 yılda 0.13 derece arttığı gözönüne alındığında, tropikal fırtınaların 10 yılda yüzde 6 artmasının beklendiğini vurguladılar.

17 Şubat 2009 Salı

Yazma...


yazma..
çünkü yazdığın her satırda,
kalbimi bir kez daha yerinden söküp götürüyor
hasretle közlenmiş kelimelerin..
yüreğimi parçalıyor, dağlıyor özlemin..
aklımdan ve gözlerimin önünden
bir an dahi çıkmayan ve beynimi
çıldırasıya meşgul eden hayalin
dahada çakılıyor gözbebeklerimin tam ortasına..

Oysa ben aldığım her nefeste ,
yüreğimin en derinlerine saplanan
yokluğunun hançeriyle kanayan yaralarımı
bastırmaya çalışıyorum kelimelerimle..
Ve sen diyorsun ki?
YAZMA !
KELİMELERİNLE VURMA BENİ !
Yazmazsam nasıl anlatabilirim,
Bir karabasan gibi üzerime çökmüş sensiz geceleri?
Varlığınla içimde yeşerttiğin çiçek bahçelerini?
Gökkuşağında yer almayan hayatın tüm renklerini ...

Yazma diyorsun bana, söyle,
yazmazsam nasıl anlatacağım
yüreğime sığdıramadığım bu coşkuyu, sevgiyi?
Yazma diyorsun bana...
yazma..
çünkü yazdığın her satırda
kalbimi bir kez daha yerinden söküp götürüyor
hasretle közlenmiş kelimelerin..
Ya benim kalbim?
Sen kalbimi , beni ilk sevdiğini söylediğinde söktün..
O gün bugün sende atıyor kalbim!..

Ö.S.KURŞUN

Eskidendi çok eskiden...


Hani erken inerdi karanlık,
Hani yağmur yagardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işiklar yanardı evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken,
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençligimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yildizlar eski
Hatiralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.

Ö.S.KURŞUN

Öyle bir hayat...


Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,

Sonra dedim ki; “Söz ver kendine;
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.”

Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım...

Gün batımı



akşam ezanının mahzunluğunda
batar güneş göğü boyayıp turuncuya
fısıldar adın dudağımın çatlağında
ellerimden kayıp gider zaman
gün yüzünü dönmüştür geceye
bürünür şehir bir garip sessizliğe
sonunu getiremediğim ıslık ağzımda
birbirine karışır mazi ve ati gurupta
kızıllığından bulutların vakit sarhoştur
cızırtılı çalar radyoda kürdili hicazkar
yorar beni sensizlik içimi acıtmaya başlar
yüreğimizle yazmıştık hikayemizi akşamlara
anlatıyor işte dinleyenlere her gün batımında.

Abdullah Abalı

En güzel aşk sözleri...

10/2/2009





Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur.

En sürekli aşk karşılığı olmayan aşktır.

Bir delinin seni öpmesine izin ver ,ama bir öpücüğün seni delirtmesine izin verme

İnsanlar hep birilerinin peşinden koşarlar, ama dönüpte kendi peşlerinden koşanlara hiç bakmazlar

Nice insanlar gördüm kalpleri bomboş ama mutlu, çok az insanlar gördüm kalpleri sevgiyle dolu ama aşk ateşiyle yanıp kavrulan, hüzünlü ve mutsuz!

Ben seni unutmak için sevseydim sana olan tutkunluğumu kalbime değil günesin çıktığı zaman kaybolan buğulu camlara yazardım

Gökyüzündeki bütün yıldızları toplasan bir tek sen etmez, fakat bir tek sen hepsine bedelsin.

Aşk Çoraba Benzer ; Çifttir ve birbirine uymalıdır

Sen benim hayatımda olduğun sürece, ne sen kimseye rakip ne de kimse sana rakipti..Çünkü sen benim için daima tektin

Eğer geceler seni düşündüğüm kadar uzun olsaydı asla sabah olmazdı...

Sen gözlerimde bir damla yas olsaydın seni kaybetmemek için ömür boyu ağlamazdım!!!

Aşkımızın suya düşeceğini bilseydim , balık olurdum

Hayatta üç şeyi sevdim. Seni, Kalbimi, Ümit Etmeyi. Seni sevdim, sensin diye. Kalbimi sevdim, seni sevdi diye. Ümit etmeyi sevdim, belki seversin diye.

Bir yürek nelere yeterse, bir can bir canı ne kadar severse bir damardan ne kadar çok kan geçerse, yaşam ölüme ne kadar değerse, sen de benim için o kadar değerlisin.

Seni yıldızlara benzetiyorum onlar kadar etkileyici,çekici ve güzelsin ama aranızda tek fark var onlar milyonlarca sen bir tanesin...

Bugün mavi bulutları avucunuza mutluluğu baş ucunuza sevgimi de usulca kalbinize koyuyorum. Güneş yalnızca sizin için doğsun sizi seviyorum! Sevgililer gününüz kutlu olsun.

Sabah seni izlemesi için bir melek yolladım peşinden ama düşündüğümden de erken döndü. Ne oldu dedim? "Bir melek asla başka bir meleği izleyemez" dedi Canım...

Seni ne kadar sevdiğimi öğrenmek istersen yere düşen her yağmur damlasını tutmaya çalış;tutabildiklerin senin sevgin, tutamadıklarınsa; benim sana olan sevgimdir.

Gözlerinde mutluluk, aşk, sevgiyi gördüm Aşkım

Hayatta iki kör tanıyorum ; 1.'si senden başkasını görmeyen ben, 2.'si beni göremeyen sen...

Bir Gün Cehennemde Karsılaşabiliriz. Sen Kalp Hırsızı Olduğun için , Bense Tanrıyı Bırakıp Sana Taptığım için

GÜNEŞİN BUZ TUTTUĞU YERDE BİR ALEV GÖRÜRSEN O BİL Kİ YALNIZ VE YALNIZ SENİN İÇİN YANAN KALBİMDİR.

Dünyadaki en güzel şeyi sana vermek isterdim ama seni sana veremem ki ?

insanlar kırmızı güllerin peşinde koşarken ayakları altında ezilen papatyaların farkına bile varmazlar

Seni Sevdiğim kadar ibadet etseydim ; cennette köşküm olurdu...

Rüzgarın kemanini çaldığı ve damlaların pencerene vurduğu bir gecede yatağına uzanıp hayalini kurduğun ve keşke dediğin tüm güzellikler senin olsun...

Tek başıma değilim ben ve ümitsiz aşkım var

GECEYE İNAT GÜN AĞARMAKTA, AĞACA İNAT DAL ÇOĞALMAKTA,ÖLÜME İNAT İNSANLAR ÇOĞALMAKTA, BENSE SANA İNAT SENİ SEVMEKTEYİM İNAT BU YA HEPTE SEVECEĞİM...

RÜZGAR ALABİLDİĞİNE HIRÇIN, YAĞMUR ALABİLDİĞİNE İNATÇI ,YÜREĞİN İSE ONLARA İNAT SANKİ BİR LİMAN... TIPKI GÖZLERİNDEKİ HUZUR GİBİ...

Böyle basit bir dünyada sen benim için çok özelsin

AŞK:GÜLÜ DİKENİYLE AVUÇLAMAYA BENZER. ELLERİN KAN İÇİNDE KALIR AMA DİKENLERİN HESABINI GÜLDEN SORAMAZSIN.....

Eğer aşkta güzel bir an varsa oda başkalarını baştan çıkartan o yüreğin benim için kan ağladığı zamandır.

Ne insanlar tanıdım yıldızlar gibiydiler. hepsi göklerdeydi parlıyordu. ama ben seni güneşi seçtim. bir güneş için bin yıldızdan vazgeçtim...

Nasıl ki uzaktaki yıldız parlak gelirse insana,uzakta olduğun için tutkunum sana! hani en güzel aşklar imkansız gelir ya insana, imkansız olduğun için tutkunum sana

Aşk bir su damlası olsaydı okyanusları, bir yaprak olsaydı bütün ormanları, bir yıldız olsaydı tüm kainatı sana vermek isterdim. Ama, sadece seni seven kalbimi verebiliyorum...

Seni sevdiğim kadar yaşasaydım; ölümsüzlüğün adını aşk koyardım...

Önce düştüğümde kalkmayı,sonra aleve dokunduğumda acıyı,sevmeyi öğrendim,sevilmeyi. her şeyi öğrendim de yalnız seni unutmayı öğrenemedim .!

Bir gül olmak isterdim neden mi? beni koparıp kokladığında vücudunun derinliklerine girip bir daha oradan çıkmamak için

Hayata niye geldim diye düşünmeye başlamıştım 19umdan sonra seninle tanışınca anladım dünyaya geliş sebebimi..

BEN SENİNLE SONSUZDAN GELEN İKİ IŞIN OLUP İNCE KENARLI MERCEĞİN ODAK NOKTASINDAN KESİŞEBİLME İHTİMALİNİ SEVDİM

SESİNE MEVSİMLERİN EĞİLDİĞİ, GÖZLERİNE BAHARIN AĞLADIĞI,AĞLAR GİBİ GÜLMENİ,DOKUNUŞLAR GÜLECEK GİBİ DURAN YÜZÜNÜ ÖZLEDİM..

ACI VE HÜZÜN BİR YILDIZ KADAR UZAK, MUTLULUK GÖZBEBEĞİN KADAR YAKIN OLSUN. UMUTLARIN GERÇEK, GERÇEKLERİN MUTLULUK, MUTLULUKLARIN SONSUZ OLSUN..

DÜNDE, BUGÜNDE, YARINDA, YÜREĞİN KADAR YANINDAYIM. KENDİNİ YALNIZ HİSSETTİĞİNDE ELİNİ KALBİNE KOY; BEN HEP ORDAYIM

Sen sahra çöllerinde bir gül olsan seni kurutmamak için göz yaşlarımla sulardım seni

AŞK BİTTİKTEN SONRA ARKADAŞ KALALIM DEDİLER.. GÜLE BAŞKA İSİM VERSEN DEĞİŞİK KOKAR MI ???

VE TANRI İNSANLARA SEVMEYİ ÖĞRETTİ İNSANLARDA BİRBİRLERİNE ACI ÇEKTİRMEYİ

AY IŞIĞININ AYDINLATTIĞI BİR KUMSALA KÜÇÜK BİR DAL PARÇASIYLA SENİ SEVİYORUM YAZMAK İSTERDİM AMA SEN HIRÇIN BİR DALGA OLUP SİLERSİN DİYE YAZMAKTAN KORKTUM

ALIP KIRSALAR KALEMİMİ KANIMLA YAZARIM SENİ SEVDİĞİMİ

En büyük okyanusta bir su damlası olmak, uçsuz bucaksız sahilde bir kum tanesi olmak ama en önemlisi milyonlarca insanın içinden senin sevgilin olmak...

Her yağmur damlası seni seviyorum demek olsaydı her yeri sel götürürdü...

KÜL OLMUŞ ATEŞ YANAR MI? BUZ TUTMUŞ SU AKAR MI? BU GÖZLER SENİ SEVDİ BAŞKASINA BAKAR MI

Bir yudum mutluluk, Peşinden koşuyorum, ne olacak halim bilmiyorum, Sevmişim seni bir kere, Doyamadan gidiyorum

(Alıntılar)
Düzenleme:Ö.S.KURŞUN



SEVGİLİLER GÜNÜ...

14/2/2009



Sevgililer Günü mü...?

Bugün sevgililer günü...

Sevenlerin günü...
Bir yürek olanların günü bugün...

Pekiii...
Ben ne yaşıyorum bugün...?
''Sevgilin var mı''
diye soruyorum kendime...
Cevap ''Evet''
''Peki ozaman neden yalnızsın.?''
Susuyorum..!

Bugün sevgililer günü...
Kendime bir kucak gül aldım...
Ve rengarenk balonlar...
Sevenlerin günü...
Bir yürek olanların günü bugün...
Kutlanmalı...!

Sevilecek biri olmadığı zamanlarda bile
Sevmeli...!
Sevinci çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli...
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerinde
İhtiyacı hesaplamalı.!

Bugün sevgililer günü...
Sevenlerin günü...
Bir yürek olanların günü bugün...
Kutlanmalı...!


Ö.S.KURŞUN

Aşk dediğin...




- AŞK DEDİĞİN BÖYLE OLMALI,
SEN AŞKIN TA KENDİSİSİN...
5/2/2009














 



SEN AŞKIN TAA KENDİSİSİN...


Biliyorsun, yüreğimde kanayan bir sevdasın sen.
Yıllarca aşktan, sevgiden habersiz yaşadıktan sonra
Karşıma en ummadığım anda çıkıverensin.
Ömrümün miladısın sen.
Zaten, hep senden sonraya dayanır
Hasrete dair tüm sitemlerimin temeli.


Bence sen aşkın ta kendisisin:
Uykusuz geçen gecelerimin,
Her şarkıda bir hüzün vapuruna binip
Engin denizlere açılan benliğimin,
Sensizlikte gökyüzüne fırlatılan her feryadın,
Geceler boyu deli-divane dolaşan bir serserinin,
Yokluğuna yazılan bu onca hasret şiirinin tek failisin.


Yıllarım olanca yalnızlığıyla sürüp giderken,
Yüreğimdeki zemheri günden güne sertleşirken,
Gönlümden gelen bir ayazla, ellerim
Onları tutan bir “Leyla” olmadığı için buz tutarken,
Ve sevgiye hasret kalmış yüreğim
Bir karlar-buzlar ülkesinde yapayalnız eskirken,
Hayatın ellerime tutuşturuverdiği
Bir sevda masalısın sen.


İşte sen, ömrümün en sert kışını yaşadığı bir anda,
Gönlüme doğuveren bir sevda güneşiyle
Hayata doğmuş bir “Kardelen”sin.
Belki de, yüreğim kışı yaşarken
Hayallerimde büyüttüğüm o “tek sevilecek”sin.
Çünkü ben o zemheride yaşarken,
Sen karların altında
Bu sevda güneşinin doğmasını sabırla bekleyensin.
Yani sen, şu fani dünyada tek vazgeçemeyeceğimsin.


Baktığım zaman, beni benden alıp,
Senle dolu hülyalara taşıyan o esrarlı gözlerin,
Tuttuğumda bir uçurumun kenarına kadar getirip
Tüm benliğimi tir-tir titreten o narin ellerin tek malikisin.


Gönlümün, sonsuz bir alevin tam ortasında kalarak
Tüm dünya duysun, diye haykırdığı
O “Seni Seviyorum”un tek muhatabısın sen...


Ö.S.KURŞUN

Aşk yemini...

14/2/2009 -





AŞK YEMiNi

Bugün oldugu gibi yarın da, yarından sonra da, Ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin değişmeyecegine...Seni bir ömür sevecegime...Kelebeklerin renklerinin insani büyülemesi gibi, yarınımda da hep sevginle yaşayacağıma... Her bakışında okuduğun o gözleri her zaman yanımda göreceğine, en yakın dostun, en yakın sıradan, en yakın arkadaşın olacağıma... Sıkıntının sıkıntım; üzüntünün üzüntüm olacağına...Her kızgın anını sevince dönüştürecegime...

Her üzgün anıda tebessümün geri gelmesi icin elimden geleni yapacağıma...Asla ve asla soğuktan ve yanlızlıktan ölmeyeceğine...Yanında olmadığım ve varlığıma ihtiyacin oldugu her anda bir rüzğar olup seni saracağıma...Gözümün gözüne değigi her an; sana yeniden aşiı olup seni bir periye dönüştüreceğime...Yaşam boyu her sabah sana aşık olarak uyanacağıma...Sen uyurken sana bakıp, Sen ve Ben icin dualar edeceğime...Hasta olduğun zaman sana corba yapacağıma...

Seni asla üzmeyeceğime... Seni kızdırırsam. bunu bilmeden yapacağımdan hemen özür dileyeceğime...Beni tanıdığın gün, benden gördüğün neyse, ömrünce aynı beni göreceğine...Sevğimin asla değişmeyeceğine...Sevğimin asla azalmayacağına...Bilakis her gün büyüyen bir sevgiye dönüp mutluluk ormanlarına seni taşıyacağıma...Senin herşeyin önünde olduğun gerceginin asla değişmeyecegine...Seni asla ihmal etmeyeceğime...Senin sadece 14 subat`ta değil, 365 tane Sevgililer Günü`nde 365 tane ismin olacağına...Sana yalan söylemeyecegime...

Baskalarinin yanindayken seni asla unutmayacagima...Elini usul usul, korka korka tuttugum o ilk gündeki aynı heyecanı hep yaşayacağıma...Bir ömür senin elini bırakmayacağıma...Bir ömür Canım olarak kalacağına...Aşkımı haykıran tüm balonları senin icin gökyüzüne salacağıma... Tüm çiçeklerde seni göreceğime...Okyanuslarda seni dalga yapacağıma...

Yıldızlara kement atacağıma...Gökkusağına salıncak kurup 7 renge senin rengini karıştıracağıma...Her satırda seni yazacağıma...Seni izleyeceğime ve sana sesleneceğime...Hic bir şeyin, hicbir zaman senin önüne geçemeyeceğine...Her günün bir öncekinden daha güzel olacağına...Her anın,unutulmazlık zincirine bir yenisini ekleyecegime...
Sana her zaman HAYATIM diyeceğime...

Seni sonzukluk kadar çok seveceğime...

Sen, "SEN" olduğun icin seni seveceğime...

Seni "Bir ömürden de öte" seveceğime...

Seni,"Seviyorum" diyeceğime...

SÖZ VERiRiM..


Ö.S.KURŞUN...



İSME GÖRE AŞK

14/2/2009 -





Adınızın Baş Harfine Göre Aşk...

A

İlla DA ilişkilerinizde romantizm diye tutturduğunuz söylenemez!
Daha çok aksiyonla ilgilisiniz. Hareket lazım size, hareket. Üstelik
Uğraştığınız her şeyde. Flört edecek kadar sabırlı değilsiniz. Ama dobra lığınıza
Söyleyecek hiçbir şey yok. Eşiniz çok çekici olmalı. Özellikle
Fiziksel yönden. Çünkü bir şehvet düşkünü olarak siz buna çok önem verirsiniz.
 

B

Duygusallık ve romantizm sizin özelliğiniz. Mum ışığında yemek, ay
ışığında yürümek sizin için ideal. Sevgiliniz size hediye almak
Zorunda çünkü bu tür numaralardan hoşlanıyorsunuz. İradeniz çok kuvvetli.
Özellikle seks konusunda. Ama sevginizi ifade etme kabiliyetiniz muazzam.

C

Sosyallik paçalarınızdan akıyor. Siz flörtsüz de duramazsınız.
Sevgiliniz yandı her an yanınızda olmak zorunda. Tamam duygulu ve
Duyarlısınız AMA seks de önemli değil MI? Biraz bencilsiniz, NE ayıp,
Sanki eşiniz, sevgiliniz size tapmak zorunda! Seksi sevmenize rağmen çok
Uzun süre hayatınızda seks olmadan yaşayabilirsiniz.

D

Kafaya takmaya görün! Onu mutlaka elde edersiniz. İmkansız olsa
Bile kolay kolay vazgeçmezsiniz. Yardımseverliğin bu kadarı DA fazla.
Popülerliğinizin kaynağı DA bu. Sıfatlarınız şunlar: Seksi, sadık,
Kıskanç ve bencil.

E

Gevezesiniz. En büyük zevkiniz konuşmak. Eşiniz dinlemekten
Hoşlanmıyorsa yandınız. Eş değiştirmek zorundasınız. Çünkü konuşmak
Sizin için bir ihtiyaç. Hayatınızdaki her şey derli toplu olmalı. Uyumsuzluk
Ve karmaşadan nefret ediyorsunuz. Siz her şeyi kontrol etmek
İstiyorsunuz. Çok flört ediyorsunuz. Sizin için flört seksten önemli. Ama bir

Kere kalbinizi kaptırmaya görün, dünyanın en sadık insanı oluverirsiniz.

Size uygun sevgili bulamazsanız, iyi bir kitapla DA idare edebilirsiniz.

F

İdeal sevgili, ideal romantik. Sevgilinizi ilahlaştırıyorsunuz.
Üstelik bundan zevk alıyorsunuz. Dışarıdan gösteriş düşkünü olarak
Görülebilirsiniz AMA içinizde sıcak ve romantik bir insan var.Umarım Peşinde Koştuğun İdeal Sevgiliye Ulaşırsınız

G

Sizin için söylenecek iki sözcük: Müşkülpesent ve ayrıntıcı. Biraz
özentisiniz. Statüsü sizden yüksek insanlarla ilişki kurmaya
Bayılıyorsunuz. Ayrıca bir özelliğiniz daha var, erotizmin zirvesine
Nasıl ulaşabileceğinizi iyi biliyorsunuz.

H

Sürekli bir arayış içindesiniz. Üstelik NE aradığınızı DA
Biliyorsunuz:
Sizi her yönden zenginleştirecek bir partner. Onun için her şeyi
Yapabilirsiniz. Ama buna yatırım gözüyle yapmanız iyi değil. İtiraf
Edin bazen yapıyorsunuz!

İ

Sevilmek için yaratılmış birisiniz. Sevgilinizin size tapması için
Her şeyi yaparsınız. Ama unuttuğunuz bir şey var, her şeyi hep ondan
Bekliyorsunuz. Bu kadar çabuk kırılmanızın nedeni bu. Sizin için asıl
Olan güven duygusudur. Seks ise sadece doyurulması gereken bir ihtiyaç.

J

Müthiş bir fiziksel enerjiniz var. Sevişirken hiçbir güç sizi
Durduramaz. Partnerinizin yorulması hariç! Sizin için karşı cinsle
İlişki bir meydan okuma. Romantik olduğunuz söylenebilir AMA sizi asıl
İlgilendiren baştan çıkarmak. İdeal aşka inanıyorsunuz. İşiniz kolay
Değil.

K

Ketum ve utangaçmış gibi görünüyorsunuz AMA son derece şehvetli ve
Duyarlı bir insansınız. Ama bunu kimseye çaktırmıyorsunuz. Ticari
Kabiliyetleriniz maşallah. Bu işin bütün ayrıntılarına hakimsiniz.
Ciddi görüntünüz insanlarda çekingenlik yaratıyor. Aldatmaktan ve
Aldatılmaktan nefret edersiniz.

L

Aşk sizin için tutkuyla eşdeğer. Sevilmekten çok sevmeye önem
Veriyorsunuz. Birine bağlanmak sizin için çok değerli. Aşk konusunda
Her alanda başarı garanti. Bu yüzden biraz maymun iştahlısınız. Yeni
Tadlar deneme potansiyeline sahipsiniz. Tuzlu mu, tatlı mı, ekşi MI?
Sevgilinizin işi zor çünkü entelektüel olmak zorunda.

M

Çok duygusalsınız. Çok AMA. Bir ilişkiye girdiğinizde tüm
Benliğiniz eriyip gidiyor. Seks özgürlüğüne inanıyor gibi görünseniz de, lafta,
Doğru değil. Fantezileriniz ve seksüel enerjiniz tükenecekmiş gibi durmuyor.
Birlikte olduğunuz insanı çocuk gibi koruyup, kolluyorsunuz. Ama onun
Bundan sıkılabileceğini hiç düşünmüyorsunuz.
 

N

Sizi yakından tanıyanların asla inanmadığı iki sıfatınız var: Masum
Ve çekingen. Bu sadece dış görünüşünüz. Son derece aldatıcı. Seks
Konusunda çok yeteneklisiniz. Sekste tekdüzeliğe asla tahammülünüz yoktur.
Maalesef mükemmeliyetçisiniz bu yüzden de sizin standartlarınıza uygun birini
Bulmanız çok zor oluyor.
 

O

Oooo sekse çok düşkünsünüz! Ama biraz DA çekingensiniz. Enerjinizi
Başka alanlara yönlendirmeniz bu yüzden. Para ve güç sizin için çıkış yolu.
Düşkün olmanıza rağmen seksi ciddi bir iş gibi görüyorsunuz,
Karşınızdakini de seksüel bir obje gibi. Bu yüzden itirazlar geliyor.


P

Sizin için hayatın anlamı sosyal statü. Biriyle birlikte
Olabilmeniz zor. Çünkü Eli yüzü düzgün olmayan biri sizin statünüzü düşürür.
Üstelik çok DA zeki olmalı çünkü siz tartışmadan duramazsınız. Bu sizin için
Bir ihtiyaç!

R

Birlikte olmak için en iyisi kendinizi kopyalamanız olurdu. Çünkü
Sizin tıpkı kendiniz gibi birine ihtiyacınız var: Entelektüel ve zeki. Akıl
Sizin için fiziksel güzellikten daha önemli. Ama bu seksin önemsiz olduğu
Anlamına gelmiyor. Eşiniz yatakta etkili değilse, öğretmekten zevk
Alırsınız.

S

Seks sizin için zevkten daha öte bir şey! İş, stres, para, dış
Etkenler seks hayatınızı olumsuz yönde kolayca etkileyebiliyor. Ama her şeye
Rağmen asla seks duygunuzu tamamen kaybetmiyorsunuz. İhtiyacınız sürekli
İlgi. Allah kolaylık versin.



T

Tam bir romantik. Aşka düşkünsünüz. Flört için ideal bir tipsiniz.
Aşık olduğunuzda romantiksiniz ve bu yüzden de kırılgansınız. Ufak bir
aksilik ayaklarınızın yere basmasını sağlar. Anında gerçekçi olursunuz.

U

Tam bir paradoks. Aşık olduğunda gerçekçi, aşık olmadığı zamanlarda
aşka aşık bir tip. Her zaman değer verecek birini arar. Sevmek için
yaratılmıştır. Sevgilisini her şeyin üzerinde tutar.



V

Sizden adam olmaz, her zaman özgürlük ve heyecan peşindesiniz,
üstelik gizemli insanlar ilginizi çekmek ne kelime, sizi büyüler. Ya yaşça
büyük ya da küçük insanların peşinde koşarsınız. Bu yüzden bütün ilişkileriniz
tehlikelidir.

Y

Bağımsızlık, sloganınızdır. Biriyle olmanız zor, haliyle. Her zaman
kendinizi ispatlamak zorundasınız. Özellikle sevgilinize karşı. Ya o
da kendini ispatlamaya kalkarsa? Ama Allah için son derece açık ve çekici
bir insansınız. Sekse önem veriyorsunuz. Ama para daha önemli. Ne ayıp!

Z

Aşkın acı çekmek olduğunu artık biliyorsunuz. Samimi, hassas,
duygusal ve hayalperestsiniz. Başı dertte olan insanlar için, sizden daha iyi
biri bulunamaz. Üstelik her zaman da sevgilinizin kurtarıcısısınız. Ama
paylaşmaktan çok hoşlanmıyorsunuz. Özel hayatınızı, sırlarınızı
kendinize saklıyorsunuz. Belli olmasa da seksi seviyorsunuz.Evlenmek Zorundasınız Yoksa Yapamazsınız

alıntıdır...

Son durak...

Eğer 9 Canlı Bile olsaydın,
An Fazla 8 Kez Kaçabilirdin Ölümden!
Bil ki 7 Düvele Sultan Dahi Olsan,
kursunsabriomer.blogspot.comYerin 6 Mekân Olacak Sana.
En Fazla 5 Metre Kumaş Götürebileceksin!
Kapatacaksın 4 Açsan da Gözlerini!
Bu 3 Günlük Fani Dünyada.
Azrail’e 2 Kat Olup Yalvarsan da Nafile,
Ecel Geldiğinde 1 Gün Öleceksin! ;
İşte, O An Her şey 0 dan Başlayacak.
Çünkü;ÖLÜM BİR YOK OLUŞ DEĞİL, YENİDEN DiRiLiŞTiR!

Ömer Sabri Kurşun

http://kursunsabriomer.blogspot.com


Bu sayfada

Dakika

Saniye
Misafirim oldunuz




https://kursunsabriomer.blogspot.com[diploma.gif]
Diploma  of  Ömer Sabri KURSUN