
_______Şu koca dünyada kalemin kâğıda değdiği yerde beliren küçücük bir lekeyim ben. Kalemin bir okunuşuyum sadece. Gözle görülen en küçük şey benim herhâlde. Olsam da olur olmasam da… Her şeyin bir şekli var, ya benim? Bir şeklim bile yok. Kalem kâğıda değer ve ben ortaya çıkarım. Benim ortaya çıkmam için bir gayrete gerek yok yani.
Bir kalem bir kâğıt, yeter miydi bir hayatı anlatmaya ve yaşanan acıları, hüznü, mutluluğu. Hayat boş bir sayfa gibi, yazdıkça yazıyor insan. Yaşadıkça ölüyor aslında… Bir sayfa yeter mi acıları, hüznü yazmaya. Son mektup son hüzün hayata…
Kâğıda itiraf zordur. Acı olur bir kere. Kaleminden önce gözyaşların kirletir sayfaları. O’nun adını yazarken sıklaşır gözyaşların ve duraksarsın biraz. Kalemini, aşkın damlaları ile ıslanmış sabırsız sayfaya bırakırsın.
Bekliyordur artık kalemin ve kâğıdın. Bu sırada sen gözyaşlarını silersin. Biraz duraklarsın. Hiçbir şey düşünemez, hissedemezsin. Ve sebepsiz bir cesarete bürünür, kuşanırsın kalemini.
Tam adını yazacakken O’nun, parmak uçlarından başlayan bir titreme sarar ellerini ve kalemini. Yazamaz olursun. Adını yazamaz olduğun sevgiliye muhtaçsındır artık. Kâğıdın ve kalemin, Allah’tan sonra ki şahitlerin olur yavaş yavaş.
Bir kere bile adını yazamadığın sevdiğini öyle bir anlatırsın ki kâğıtlar ağlar, kalem ağlar, gözyaşların sayfaya şekil verir.
Dedim ya gözyaşların kaleminden önce iner sayfalara. Bir damla büyüklüğünde ki ıslaklığa ulaşınca kalemin, sayfanın canını yakar, yırtar onu. Ama üzülme. Belli etmez sayfalar yırtıldıklarını. Çünkü sayfanda kalemine âşıktır ve üzmek istemez onu. Evet. Kâğıda itiraf zordur. Hıçkırarak yazarsın. Ağlayarak, düşünmeden. Karşılık beklemeden. Hitap ettiğin sevgili sanki karşındaymış gibi utanarak yazarsın.
Sayfanın tükenmesine yaklaşınca bir endişe kaplar seni. Kâğıtlara, kalemlere, yüreğine, kavramlara sığdıramadığın sevdiğini anlattığın ve senin için altından değerli olan bu kâğıtları birilerinin görmesinden korkarsın.
Sayfanı aydınlatan mum tükenmek üzeredir tıpkı sayfalar gibi. Ve sen üzülürsün. Çünkü hiçbir şey anlatamamışsındır daha. Bir son yapmak zorundasındır ama nasıl bitireceğini bilmiyorsundur. Daha başlamadan önce içmek için aldığın çay buz gibi olmuştur. Tadına bakarsın ve yüzün büzüşür. Mumun aciz ışığı kendi suyunda sönmek üzeredir ve sen O’nun adını yazmak için son bir hamle yaparak kalemine uzanırsın. Fakat vakit geçmiştir. Mum söner ve oyun başlar…
Endişelenme. Kâğıt ve kalemde canlıdır. Sen son yapamamış olsan da onlar anlamışlardır sonun ne olacağını. Sen mutluymuş gibi görünürken çevrendekilere, kâğıt ve kalem haline ağlar içten içe. Bu yüzden hiç kurumaz gözyaşların sayfalarda.
Unutma kâğıda itiraf zordur. Sevdiğineyse daha zor!… haydi o zaman dostlar yenelim bu zorluğu, başlayalım hep birlikte el ele, yürek yüreğe, omuz omuza, tutmayalım yüreğimizde olanı, söyleyelim gönlümüzce sevdiğimizi.
10 Haziran 2012
Ömer Sabri Kurşun