Bu dünyadan göçen sevdiklerin canlanır gözünün önünde.. Sanki yaşıyorlar gibi. Uzatırsın ellerini onları tutacak gibi. Tutamazsın. Sonra gözlerinde bir damla yaş olmadığı halde, kan basar sanki gözlerini, ağlıyor gibi…
İşte böyle uykun kaçarsa aniden gece, ölüm gelir aklına ister istemez. Bir dal kırılır yüreğinde yetişmiş çınar ağacından. Başka başka denizlere akar yemyeşil ırmakların. Bulanıklaşır suları akarken. Susuzluğun getirdiği hararetten kurur topraklar… Şırıltısı kesilir gürül gürül akan pınarların.
Hep kötü şeyler gelir aklına, uykun kaçarsa senden gece, ayrılıklar, özlemler, vefasızlık, ihanetler gelir dikilir durur karşına tek tek. Dalarsın dipsiz kuyulara, çıkmak istersin, istersin de bir dal bulamazsın tutunacak uykusuz gecelerde.
Sevdiğini kaybetmekten korkarsın, bir daha onu göremeyeceğin gelir aklına ve ağlarsın hiçbir sebep yokken… Zifiri karanlıkta bir çift ışık ararsın, ararsın da bulamazsın beş yüz watlık ampuller tepende yanıp duruyorken zifiri karanlığın ortasında…
Uykun kaçar eski sevdiklerin gelir aklına, tek tek hepsi gelir yanına, toplanırlar başucuna… Uzatırsın ellerini, ellerini tutmak ister tutamazsın, değmek istersin bedenlerine değemezsin, dokunmak istersin de, dokunamazsın. Yakınlar uzak olur, kalabalıklar yalnızlığın olur sana. Hayal midir gördüklerin, yoksa gerçek midir anlayamazsın öylece bakar kalırsın boş gözlerle boşluğa, boşluğu dolduramazsın. Tıpkı gayya gibi derin mi derin bir boşluktur o…
İşte öyle bir gece uykunu kaçıran bir gece… Kuş tüyü yastık diken olur batar yüzüne, gözüne. Eski anılar tek tek filim şeridi gibi serilir gözlerinin önüne...
Gece bitmez bir türlü, yıllar gibi uzayıp gider önünde.. Mazide kalan sevgililer gelir gezinir gözlerinde Parçalara bölünür yüreğin kan revan içinde akar içinden.
Derken, bir bakarsın ki, o parlak ışık Güneş koşar yetişir imdadına, pencerenden bir dost gibi girer, ışığı yüzüne vurur, gülümser yüzüne.
Rahatlarsın. Öyle bir rahatlarsın ki. Son üç noktayı koyma vaktidir sayfaya, var olan sesin hükmüyle yazan kaleminin. Sonra sen, herkesin uykudan uyandığı bir saatte, artık diken olmaktan vaz geçen kuştüyü yastığa, başını düşürür, yalnızlığın karanlık odalarında dalarsın derin bir uykuya…
İşte böyledir bir geceyi yazmak. Yazmak kimileri için sadece unutmamak için yapılan bir eylem, kimileri içinse kağıtla kalemin bütünleştiği, duyguların düşüncelerle yoğrulduğu adeta bir terapi. Yazmak, kalemin kâğıda dokunmasıdır. Yazmak bir inzivadır. Herkesten ve her şeyden uzaklaşıp herkesi ve her şeyi anlatmaktır. Kelimelerin gizemini kavrayanlar için yazmak, eşi bulunmaz bir terapidir. Yazmak bir iç döküş, bazen kaçış bazen mutluluğumu yaşattığım yegâne alanlardan biri. Oturup neden yazdığımı düşündüğümde her defasında aynı cevabı alıyorum; çünkü mutlu olmamı sağlıyor. Şimdi bu yazıyı okuyan sizler umarım sen de mutluluğunu sağlayan bir şeyle tutunmuşsundur hayata. Bu kısa iç döküş maceramda bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim…
07.07.2008
Ömer Sabri KURŞUN